5 Haz 2011

İman Küfür

 İman Küfür

Netice itibari ile birbirlerine en uzak fakat aynı zamanda hislerimiz, hevesatımız ve içersinde bulunduğumuz hayatımız itibari ile birbirlerine en yakın iki şeydir iman ve küfür. Öyleki ikisi arasında incecik bir çizgi vardır. Öyle ince bir çizgiki, çoğu zaman çizginin bir yanından diğerine geçersinizde bunun farkına bile varmazsınız.
Bu kadar hassas bir denge göz önüne alındığında kimin ayağının kayacağını, kimin kaybedeceğini tahmin bile edemezsiniz. En ‘’alim’’, en ‘’mümin’’ dediğinizin bile…

Bu yüzden insan asla kendisine güvenmemeli, hiçbir zaman ‘’bana bir şey olmaz’’ dememelidir.
Küfür yolu, sapılması çok kolay, girilmesi çok rahat, zahiren zevklerle dolu ve sebepleri çok sinsi olduğundan dolayı , ibatü taatta göklerde uçan biri dahi çok endişe duymalı. Her zaman O’na tutunmalı ve ayakta durmaya çalışmalıdır.
İman saibi kulluk bilincine varıp yaptıkları ve yapacaklarından bir karşılık beklememelidir (Ne faniden nede Baki’den).
Hayır ve hasenatta her zaman öncü olduğu gibi yaptığı bu hayır ve hasenatından bir an bile fayda, karşılık beklemek bu kul için en karanlık andır.

O , yaptıklarını Allah rızası için yapar ve işler.
Onun aklında ne Cennet sevdası nede Cehennem tasası vardır. Sadece Allah’ın rızası vardır.
Aynı şekilde, insanlara yardım ederkende karşılık beklememek, hatta ‘’bir teşekkürü bile’’ beklemeden yardıma koşmak bu felsefenin tatbike geçmiş halidir.
Bir kişinin dahi selameti, kurtuluşu için cehennem alevlerinde yanmaya razı ve hazırdır. O alevlerki o imanlı gönül için gül gülistan olur...

İman insannın kıymetini ortaya çıkarır. ınsan üzerindeki ilahi sanatlar ve nakışlar iman ile ortaya çıkar. Küfür ise bu nakışları karartır. İnsanın kıymetini sadece maddi değerine düşürür.

İçersine ışığın nuru girmemiş bir avizenin ne üzerindeki nakışlar ve nede kendisi hakiki manası ile görülür.

Küfre sapan için;

Ölüm bir yok oluş, bir firak , bir mahvoluş hatta ebedi bir zindan…

Dünya ise bie çilehane, işkencehane ve bir azap yurdudur. Adaletsilik ve asayişsizlik her yanı kaplamıştır. Öyleki hakkını alamayan mazlumlar ve zulümleri yanlarına kâr kalan zalimler yurdudur dünya.
Ve her yerde ruhsuz, manasız, devasa cesetler, anlamsız yığınlar vardır. O cesetlerki denizler, dağlar, taşlar ve umumu tabiattır.
Ve (ne yazıkki onlar için) dünyada yapılan bütün hayır ve hasenatlar, boşa harcanmış emekler ‘’çarçur’’ edilmiş vakitlerdir. ‘’ Hem neden yarın yok olucağım, unutulacağım bir dünya için çalışayımki…’’

İmana eren için;

Ölüm yeni bir doğum, yeni bir başlangıç, bir uyanış ve diriliş…Bir kurtuluş, bir kavuşma, bir pasaport, bir vuslatın sonu ve hatta bir berât…

Dünya ise hem bir üniversite hemde bir imtihan ve tatbikat yurdudur. Hem yeni tohumların ekileceği bir tarla ve hemde nimetlerin toplandığı bir hasat mevsimidir.
Üstelik burası adalet-i ilahinin ortaya çıktığı ve davaların görüldüğü bir mahkemedir. Kimi burada tecelli eder kimi ise neticesi görülmek üzere bir mahkeme-i kübraya…(‘’Hem zaten mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır.’’)

Bütün tabiat, dağlar, taşlar, denizler, ummanlar ve zerreler, nebatat ve hayvanat O’nun hizmetçisi ve hizmetkarı ve görevli birer neferleridir.

Ayrıca (onlar için) hayırda, hasenatta ve hizmette en önde gitmek bir şeref ve görevdir. Bunun bir karşılığının olup olmamasının ise ehemiyeti ahirdedir. Hatta yoktur.

Bu saydıklarımız ve daha saymadıklarımızda olduğu gibi;

İmanda ferahlık ve aydınlık, küfürde darlık ve ebedi bir bir zulumat vardır. İmanda mana ve gaye, küfürde anlamsızlık ve başıboşluk vardır. İmanda adalet ve asayiş, küfürde haksızlık, zulüm ve anarşi vardır.
İmanda kâr üstüne kâr, küfürde zarar içinde zarar vardır.

...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder